Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Ağustos 2018 Perşembe

Korudaki Balkon


Huzurlu, ferah bir his 
Göğsüme yaklaşmış
Güzellikler var diye hala
Fısıldıyor içime içime
Uzandım ağaçlığın içinde
Biraz gökyüzüne, biraz köprüye
Biraz boğaza, biraz da denize
Dalıp gittin hayallere
Binlerce plan kafamda...
Şimdi ne yapmalı acaba?
Bir şu gördüğüm manzarayla
Bir de gözlerinin muhteşemliğiyle

21 Mayıs 2018 Pazartesi

Past and Wishes


Öyle bir aşık olsam ki,
Zırt pırt onu düşünsem.
Öyle bir aşık olsam ki,
Yaptığım her boku bir an önce ona anlatmak istesem.
Öyle bir aşık olsam ki,
Sarıldığımda dünya, seviştiğimde evren benim olsa.
Öyle bir aşık olsam ki,
Bu kez kavuşsam.
Bu kez ölmesen.
Bu kez gitmesen.
Bu kez harcamasan beni.
Bu kez kullanmasan beni.
Bu kez sevsen.
Bu kez aşık olsan.
Bu kez mutlu olsam ya.

1 Mayıs 2018 Salı

Öfke

İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.

Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.

Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.

Gününüz şen, işçi ve emekçi bayramınız kutlu olsun.

28 Temmuz 2017 Cuma

Nahoş Kelimesini Hiç Sevmem

Boğazım biraz yukarıda, biraz da önde.
Göğsüm biraz ağrıyor.
Karnımda hafif bir bulantı
Bir de açlık...
Neye olduğu belli olmayan
Yıkanmayı bekleyen bir sürü bulaşık
Birkaç şey yapmaya,
Birkaç insan konuşmaya,
Biraz kuvvet alışmaya
Belli ki tepetaklak olacağım
Ruhum yine boyun eğerse aynı safsatalara...

11 Temmuz 2017 Salı

The Great Gig In The Sky

Zaman bana güzel, sana kaos
Aklımda neşelice bir ses
"Dilek iksiri!"
Berabere kalmak devamı gerektirir diye
İşler taş toplama elinde
Bir de saçlarında burnum
Bu kez gerilmezsin belki... bir ümit
Başın göğsümdeyken güvende hisset diye
Yavaş okuduğumdan değil de
Bitirmeye çekindim
Kısa parmaklarım
Bir de hiçbir yere atmadığım füzelerim
Güneş yüzüne vurduğunda
Gölge olmayı denedim
Yapraklar dökülecek yakında
Sıradan bir akşam sonbaharda
Silinmesin dediğim bir iki çizgi
Timothy ve Cecy
Acımadığına inanmasan da
Sağ kolumda çakmak izi
Acaba kaos biter mi
Şayet biterse bir gün
Biterse ne olur bilmem
Rüzgarının son demleri de,
Veda ettiğinde duysam
Sence hüzün verir mi 
İnceden bir fagot sesi



1 Aralık 2016 Perşembe

Oyunbozan

  Her şey bu odaya girdiğimde devam ediyor. Evet devam ediyor. Hep vardı çünkü kendimizle baş başa kaldığımızda yüzümüze bir tokat gibi çarpan her şey... Hepiniz kaçtınız. Herkes kaçtı. Ben de kaçtım. Kaçtım ya hayattayım hala, yoksa insan nasıl katlanır? Nasıl katlanır her şeye! Ağır. O denli ağır ki altında eziliyorum. Evet bu. Gerçekten bu. Neler yaşıyorum değil mi... Evet yaşıyorum. Kaçarak, gülerek, göz yumarak, kafamı çevirerek, sinerek, solarak... Tüm bunların yanı sıra, her şeyin bir hiç olması... Ne değiştirecek ki tüm karanlığı...

31 Ekim 2016 Pazartesi

Marooned

 
      Küçüklüğümden beri varlığının farkında olmama rağmen, kendime karşı eylemlerimin bir yansıması olarak göz ardı ediyordum. Bu hep vardı. Herkeste olduğu gibi... Yine bir eylem olarak göz yumuyorlar halbuki...

     Yalnızlık çektiğim söylenemez. -içimde garip ve huzursuz bir durum olduğu ortada ancak bu yalnızlık değil- Sanki izole gibiyim. Gel gelelim bu bir seçim ya da her şeyin bu yola bir şekilde insanı sürüklemesi gibi bir durum. Buraya ait hissetmiyorum. Bu çevreye, Bu insanlara, Bu eşyalara... hatta sanırım en kötüsü bu dünyaya...

  İnsanlar dünyadaki onca eylem ile kendilerini aşağılıyorlar. Ben de sık sık yaparım -deniyorum işte-. Sonra bu eylemlerden bahsediyorlar. Kendilerine ve çevrelerine karşı eylemlerde bulunuyorlar. Eylemler için yaşıyorlar. Eylemler... Onları eleştirmiyorum. ne haddime böyle bir 'eylem'de bulunmak.

  Şimdi ne yapsam bir eylem. Bak şu an yazıyorum, yine bir eylem...

O zaman son bir eylem; Hoşçakalın. (O da bir eylem)

https://youtu.be/oRU155p_Pv0
 

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Kaydırak

Epey zaman oldu Arya, ölümünün üzerinden yıllar geçti. Kendime bile şimdi şimdi böylesine açık olabiliyorum senin hakkında.. Pek az kişiye konuştum sana dair. Anlatsam ya inanmazlar yada gülerler bana herhalde.

Sana verdiğim sözü tutmaya çalışıyorum. Hayır. Bu güne değin başarılı olabilmiş değilim ancak denemeye devam edeceğim. -inancım olmasa dahi- Bilmek isterdim biliyor musun, nasıl olurdu, gerçekten nasıl olurdu. Yığınla şey yaşadım Arya, çoğu kafamın içindeydi. Sen kesin anlardın görsen. Böyleydi senin yapın. Çok şey yazdım çizdim senin için, en azından mezarını bilseydim.. en azından başında oturup konuşabileceğim bir yerin olsaydı sana dair olduğunu bildiğim. ufacık bir değinmenin bile yetebileceği bir nokta olsaydı. En temiz kanlarımın akabileceği bir nokta.. Sözümü daha iyi tutardım. Buralara yazılacak, anlatılacak bir sürü şey var da, boğazım düğümlendi. Sevmezdin. Anına saygımdan burada bitiriyorum. Belki başka bir gün devam ederim.

Arya.. 93-13

Sen de bir eylemdin. Sana verdiğim söz de ve ardından gelenlerde...
Sen en güzel eylemdin Arya.

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bi' Sohbet


Epey değiştim
Yıllar içinde
Çok başka adamlar oldum
Çevrem şok yada boş
Onlar ne anlar ki
Bak bir şiir var gördün mü bilmem
Artık o adam da değilim mesela
O çok güzel severdi.
Güzel şiirdi.
Neden peki, Neden artık o adam değilim..
İnanmıyorum ve yoruldum
Çok insan taşıdım, sırtladım adeta
Yukarı koydum, gücümün yettiği kadar yukarı !
Çok aşağı çekildim. Çok yavaşlattılar beni..
Şimdi o şiirdeki kadın,
varsa ve gelecekse;
o şiirdekinden çok daha güçlü olması gerekir ki,
yorgunluğumun benden aldığı şeyleri geri verebilsin bana
Kabuğumda, yenilenebiliyor gibi mi görünüyorum ?
İstesen de istemesen de işin kimyası var.
Sen bir demir parçasına paslanma diyebilir misin?
Zaman yağmalar yüzeyini, içini..
İstese de İstemese de
Kendinden bağımsız.
Değişir.

1 Ekim 2015 Perşembe

Eclipse

Yaşamak istediğim hayattan çok uzağım H' ya.
    Böyle müziğimi plaktan dinlediğim. Baktıkça bana güzel şeyler anımsatan sanatsal tabloların olduğu salonumdan ahşap verandama kapıdan içeri rüzgar vururken yürüsem oradaki koltuğuma oturup içeceğimi yudumlasam. Alt katında geniş bir salon ve mutfak, üst katında iki oda olan verandalı tatlı bir evde hafif esintili bir sahil beldesinde denize nazır.. Çıplak ayaklarımla pıtı pıtı mutfağa gidip, bir şeyler atıştırsam. O ahşap zemine bastığımda tahtayı hissetmek istiyorum. Açık renkli kütüphanem, plaklarım, gömleklerim.. Verandaya oturduğunda yüzünü okşayan esinti, gürültüsüz, sakin. Çok uzağım.
    Oh ne güzel düşündüm. Bloguma ekliycemtim. Sana yazdım. Ekleyeyim şimdi. Düşünürken bile mutlu oldum.

3 Mart 2015 Salı

Do bemol

Uzun ve bir kısmı rastalı ışıklar
Sigarayı bırakıp, ota başlar
Zuhal sokakta bir meskeni var
Abileri var oda; birkaç güzel insan
Keman sesine bir türlü ısınamadığı gibi
Bok attığı kafenin şarkılarıyla, yeşil lambası...
Zaten iki yıl evvel ki o güzel garson da yok.
Ve motor sevdası...
O otoyollar yok, burada çöl de yok.
(Route 66)
Hala kaygısından taksime çıkmadı.
Beş akorlu müziğine,
Bozuk para esirgerler diye...
Ciğerini bilirim senin!
Medeni cesaret derdin! Hani nerede? (Eylemler...)
Lafla peynir, gemisi yürümez (Daha fazla eylemler...)
Cehalete karşı savaşında (Durmayan eylemler...)
Işığa yürü.. ökült serdara.. (Yalan söyledin. Kendine dahi... Eylemler...)
Yürü ışığa ( Ve bir buçuk yıl sonra kabul edersin ki; Işık sadece öylesine bir maddedir.)

25 Şubat 2015 Çarşamba

Muzurum

seviyeli bir ciddiyetsizliğe sahibim
elmacık kemikleri çıkık kadınlar
ya onlar samimi ya ben obsesif
müşkülpesentliğim ten rengindendir.
yoksa sen hiç suçlu olur musun kuzum..
kırmak istemiştim, özür dilemem.
dilersem de yalan söylerim
zaten bu konuda epey iyiyim
sabah beşte üsküdardan kadıköye
gidiyordum üşüyerek bisikletle
Moda'da waffle yiyemedim
o saatte açık wafflecı mı olur yahu
pipi gibi dostlarım var
zamansız sohbetlerde ele aldığım
bir de boş boğazım var
çenemi sikeyim
kalp kırarım.
istemeden de olsa
acır içim.

23 Ocak 2015 Cuma

Mutlak Değer


Bu gece aklım kaldı mesela
kahvesiz bir buçuk ettim saati
sanısal bildirimlere heyecanlandım
N'aber'in haberinden yoksun
iki yüz yirmi dokuz bin altı yüz
daha bir acı metre hesabıyla
aldırmayışlarımla da küsüz
kısacası o denli hakim oldun
öylesine bırakarak baş başa,
iç kemiren huysuz sanılarla
perde sallayan ve esintili
sana sesimi bi’ iletmedi
az buz değil iki yüz yirmi dokuz
yıldızlara sabah bakar gibi
ben yokum sen yoksun biz yokuz
yada mesafeden göremiyoruz.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Bu Şiiri Kime Yazdığımı Unuttum


Seni metrobüslere bel bağlatıp getireceğim kadıköye
Söğütlüçeşme - Caferağa arasında mekik dokuduğumuz günler olacak
Üzülücem seni her bıraktığımda altunizade'de
İkinci Yeni'de çay, sigara yaparız..
Beynim ambele oldu
Arada kitleniyorum ben
İleride anlarsın
Durup bi’ noktaya odaklanırsam
ve konuşamazsam
anla ki kafamda var on - on beş cümle
Hangisini, hangi sırayla, nasıl bir şekilde. 
Desem. Seçemiyorum.
Sonra hiç birini söylemiyorum.
Sana yazdığım bu şeyleri birleştirip şiir yapacağım
Bu sana yazdığım ilk şiir olucak
Oldu da.
Ama şimdi burada bitirmeyip. Sonra devam edicem
Belki üç yıl sonra biter. Belki beş yıl.
Belki bitmez.
Koala.
En sevdiğin !

3 Kasım 2014 Pazartesi

Sonbahar

Hep bi' ufak, bi' eksik sonbahar
Ortaçgil dinlerdim, sesi kısıktan
Soğuk kışın ağır ağır,
geldiğini hissettirirdi
Akşamları Kadıköy'ü arıyorum
Sevimli kafelerinde kahve içmeyi
Özellikle de şarap içince
Geceleri bir ev arardım Kadıköy'de
Yaşamak için uyumak için uyanmak için
Sonbahar, hüzün gibi ama tatlı
Ortaçgil gibi Birsen gibi,
Biraz da ilhan Şeşen gibi
bayağı Ferhan Şensoy gibi
Sonbahar.. tam aşklık.

1 Ekim 2014 Çarşamba

Dipsiz testi

"Beni dinlersen Üskudar'a gitme
İbrahim'i görme şiir yazma
Şu herkesin bildiği düzlük
Bu deli alacası cayır
Ardıç kuşu türkülü sokak
Senin için değil.
Sen yoksun
Çevrende kimseler yok
Zengin de olsan
Yoksulluğun gitmez."
-Edip cansever' in bana "git" deme şekli.

9 Eylül 2014 Salı

Nowadays

Yalnızlıkla kucaklaştığım vakitler oldu
Hiçbir şey yapmadan bekledim sadece
Öylece bıraktım zamanın akışına
Mutlu olmak için bir şey yapmadım
Hiç galata kulesine gitmedim mesela
Ya da bisiklet sürmedim adalarda
Zaten bisikletim de yok

Süperman olmadığımı anladığım bu günlerde
Daha makul hayaller seçmeye çalıştım kendime
Bedenim beni yarı yolda bırakmadan
Kendimi 3-5 mutluluk verici anıyı yaşamaya adadım
Ve ''benliğimin'' bana öğütlediği şekilde
Sevmeye devam edeceğim. Severek mutlu olmaya.


Daha Vasiyetimi Yazmadım


Bugün ölecek gibiyim
Sabah uyandığımda ölümün eşiğindeydim
Kahvaltıdan hemen sonra az daha ölüyordum
Spordayken kesin öldüm dedim
Eve dönerken ölüm hep gölgemdeydi
Duştayken epey yaklaştım ölüme sanki
Akşamüstü daha rahat gibiydim
Pink Floyd dinlerken ölsem üzülmezdim
Akşam yemeğinde bile ölemedim
Gün bitiyor neredeyse ben hala ölmedim
Uyuyana kadar yazdım yine ölmedim
Dur bakalım.. Belki uykumda ölürüm.

5 Eylül 2014 Cuma

Zihinlere açılamayan zihinler

Farkedilememişler ki ! Açılamamış insanlar. Açılsalardı keşke. Açılsaydı herkes. Daha farklı gelişirdi her şey. Belki şiirler daha az yazılırdı. Belki de daha fazla.. Kişiden kişiye değişse de bu durum. Kabullenme sürecine daha çabuk giriş olacağından, daha az çetin geçerdi bence. Eğer açıldığında aldığın geri bildirim seni tatmin etmezse bile, (ki bu muallak) belki de ızdırap dolu süreç daha çabuk son bulur. Kaybetmeyi düşünen zihinler kabullenemiyor gerçekte cevabın onları soyut etmesi durumunda zaten o an dahi yenilmiş olduklarını ve işler istedikleri gibi gidecekse içinde bulundukları konumda dahi kazanmış olmadıklarını..

3 Eylül 2014 Çarşamba

Soprano ve Bass'ın evcikleri



     Bir ev var tamam mı böyle yeşillik bir yerde insanlıktan uzak biraz ama o kadar da uzak değil. Bahçesi falan var yakınında göl nehir neyim bir şey var. İki sahibi var bu evin. Biri soprano diğeri bass. Bu evi bass'ın en yakın arkadaşı tasarlıyor. En üst katın çatısının bir kısmını cam yapıyor. Orada yatınca yıldızları gökyüzünü görüyorsun. Bahçede iki üç ufak kulübeleri daha var. Çok tatlı bir pandaları var çünkü ve bir de yavru filleri var çok sevimli bir şey o da bir tane de o muhitin hayvanları sığına bilsin diye. Bahçelerinde bambu ağaçları var mandalina ve muz ağacı da var ufak patates ektikleri bir yer var çünkü bass patates mandalina ve muzu çok sever. Ufak seramsı bir kısmı da var bahçenin değişik bitki ve meyvelerinde yetişebilmesi için evin içini sopranonun zevkine göre döşenmiş yer yer bass'ın dokunuşları olmuş tabi ki. Üst katın bir kısmından alt katın koridorunun bir köşesine inen bir direk var ve üst katta direğin geçtiği yerin etrafı delik ama karanlıkta tehlikeli olacak bir yerde değil. Çocukluğunda böyle bir şey olmasını hayal edermiş evinde üst kattan alt kata vııjjt diye kaymak için bir de ses yalıtımı yapılmış bir müzik odaları varmış içinde elektrodan akustiğe bassa bir çok gitar varmış bateri ve klavye de varmış trompet ve saksafon da tabi ki bir de bass'ın spor tutkusu adına bir spor odaları varmış ağırlıklar aletler falan varmış. Salonda kocaman bir televizyon seti varmış. Hiç televizyon izlemezlermiş ama filmlere bayılan bu insanlar film keyifleri için böyle bir sistem kurmuşlar kocaman bir film arşivleri varmış raflarca filmler izlemişler. Ve '' Kütüphaneleri ! '' üst katın uzuuun koridorunun tamamı kütüphaneymiş tabi ki salonun penceresiz bir tarafında da geniş bir kitaplık varmış önceden pek kitap okumazmış bass, soprano öğretmiş ona kitap okumayı onunla bu güzel alışkanlığı edinmiş bazen ona şiir okurmuş birinin yada kendinin alt katın koridorunda sopranonun çizimleri çerçeveletilmiş bir şekilde duruyormuş saprano aslında düşünmemiş bunu bass istemiş ''duvarlardan sen aksın asalım çizdiklerini ^^ '' demiş. Bu ev onların her zaman geldikleri bir yer değil onların kaçtıkları evmiş yazları dünyayı dolaşsalar da genelde iki üç haftasını mutlaka buraya ayırırlarmış. sonuçta filleri ve pandalarını özlüyorlarmış. Onlar bu eve '' Evcik '' demiş ve çok sevmişler o evi. anlaşılan ev de onları çok sevmiş..


(Ne ütopya değil mi)  ( www.youtube.com/watch?v=3CWWWzVdlHY )



Uçsuz bucaksız tablonun hikayesi


Bir resim çizelim seninle
Hiç tamamlanmasın
Ama yarım da kalmasın
Hep sürsün o resim
Çiziledursun
Bir çok şey olsun resimde
Senden olsun. Benden olsun
Bizden olsun. Bizim olsun
Acı, tatlı, değişik, enteresan
Ama çoğunlukla güzellik olsun
İyilik..
Bir resim çizelim seninle
Ağaçlar olsun içinde
Hayvanlar da olsun
İyi insanlar olsun mesela
Güzel anılar da olsun
Bir resim çizelim seninle
Sonsuz bir sevgi olsun içinde
Senden öte benden öte
Bizim olmuş hislerde
Duygular silsilesinde
Rengarenk olsun
Bir resim çizelim seninle
Hiç bitmesin
Bitmesine izin vermeyelim
Çiziledursun
Sonsuz olsun

(ardı arkası kesilmeyen eylemler...)

2 Haziran 2014 Pazartesi

Özlediysek Demek Ki

Şimdi sana ne sarılırdım be
Hem de ne sarılırdım hee
Yüzün yaslı göğsüme
Burnum saçlarında
Bir nefes çekerim içime senden
Bi' de öperim başını sonra
Yalnız kalırız evrende
Gökyüzü bizim olur
Her şeyden soyutlanıp
Gözlerimi de kapatıp
Sana dokunurdum
Dudaklarımla
Dudaklarına

21 Kasım 2013 Perşembe

Ten

Baktıkça bakası geliyor insanın süt beyazı tenine
Senin o inci tenin aşktan örülmüş bir kumaş gibi,
Parlıyor sanki meydan okurcasına güneşe
Sevmeye kıyılmaz ki şimdi seni
Parmaklarım süzülmek ister bal teninde,
Değmekle değmemek arasında,
Seyrine dalmış kaybolurken gözlerinde
Okşasam seni usul usul nazikçe
Uyandırmak istemiyormuş gibi

11 Ağustos 2013 Pazar

Kağıttan uçaklar, Ütopyadan aşklar


Öyle bir gelsen ki bana
o an ilhamım zirveye çıksa
kelimelerim yetmese anlatmaya
içimdeki duyguları ve heyecanımı
yetmese sular seller gibi yazsam da
betimlemeye, hep daha iyisini arasam
kalemime kızsam sana yakışmadığı için
öpüşün sarılışın beni öyle güzel sevişin
sürekli şiirlerime konu oluyorsun
ama yoksun. çok gecikti gelişin
yaşatıyorum hayallerimin baş rollerinde
yaşatıyorum en güzel düşlerimde
bi' gir de hayatıma sanatım sanat görsün
gel de elalem aşk sarhoşu görsün
benim ol ki aşkın beni sömürsün 
sana saklıyorum en güzel sevişlerimi
mesela en içten gülümsememi
sana bekletirim en derinden gelen şiirleri
ve sana saklıyorum en sadakat dolu sonsuz sevgimi

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Kem'e


Bir insan kaç saat durmadan basket oynayabilir ki
Bazen bakü çingen tayfa
Bazen de Çıkmaz basketbol arena.
yorgunluktan bitmiş bir halde
her seferinde söverek çıktığımız beyaz merdivenler
Gizli gizli sigara içmeler
kim bilir hangi dertlerimizi dinlediler
orada dertleşip iç geçirdiğimiz günler
beyaz bahçede top oynadığımız günler
kaykay kayardık 3 cmlik bi' rampamız vardı
gerçi bize 1metre gibi gelirdi ya o
yan bahçede daldığın erik ağacı
ne çekti o ağaç senden be
daha olmadan yerdin tüm erikleri
mesut deli kadına torpil atardı
mahalleyi inletirdi torpil sesleri
sonra koşuştururduk bağıra bağıra
afacan çocukluk anıları...
kardan yaptığımız sanat eserleri
Fethi Paşa'da poşetle kayma
çok anımız var koruda da
ayda sevişenler dediğimiz mekan var
bir ton depar attık o koşu pistinde
o aşağıdaki sahada deli maçlar dönerdi
o manzaralı mekanda sigara içişlerimiz
şelalede tulum oynamıştık lan
Bünyamin de vardı hatta o gün.
Bünyamin... Keşke yatağıma kusmasaydı...
kendimize has tepkilerimiz,
vıs, zıps, ınzıgı, lala ve niceleri
yan komşunun oğlu Emir...
Kendin gibi manyak ettin çocuğu da
Telefonda Onur'a sövdürüyorduk. 
Beraber geçen onca sene
Milyon tane hatıra var aklımda
Ne güzel geçirmişiz çocukluğu
Hatırlayınca gözlerim doluyor benim
zaten hep duygusal bi' heriftim
ve sen, Kem, kardeşim
hepsine minnettarım.
Seninle geçen anılarımın her saniyesine
İkimizden biri ölene dek,
Serdar hoca hep ensende
kardeşin olarak kalacak.

ve onca yıldan sonra; Tebrikler Ali Kemal. Bir insan hayattayken nasıl ölür bana gösterdin. artık ölüsün. ölülerin kardeşisin. 

hayattayken ölen biri tekrar nasıl dirilir yine sende gördüm. 3 yıl geçti. dirildin KARDEŞLER TEKRAR BİR ARADAA!

14 Temmuz 2013 Pazar

Ütopik Sevgilim

Benim ütopik sevgilim,
Tam şu anda neredesin?
Mis kokan saçlarını sevmem gerekirken...
Sen de benim gibi arayış içinde misin?
Elmacık kemiklerin, o güzel gülüşlerin
senin de var mı benim gibi gamzelerin
Bilemedim. Ne renktir gözlerin.
O güzelim bal tenine her renk yakışır
en çok da beni anlayabilmeni sevdim
benim dinlediğim müzikleri dinlemeni
benim güldüğüm şeylere gülmeni
bana bağlanmanı, sadakatini sevdim
ve benim sana bağlılığıma güvenmeni
seni bulduktan sonra başkasına bakamazdım ki
beni seninleyken rahat ettirmeni sevdim
zekana hayran kalmayı sevdim
sanattan anlamanı, sanatı sevmeni sevdim
herkese duyduğun saygını ahlakını sevdim
Farkındalık sahibi düşünen biri olmanı sevdim
ne kadar seversem seveyim seni
tüm olgunluğunla benimseyip sevgimi
içinde büyümeyen egonu sevdim
her dakika sevdiğimi söylesem de değişmemeni
ben seni adını bilmeden sevdim
ben seni yıllardır kafamda oluşturmayı sevdim
ben seni ince ince beynimde işlemeyi sevdim
beni seni beklemeyi sevdim sevgilim
bence derhal gelmelisin
çünkü yerine koymayı denediklerim sen olamadı asla
Bana sıkıca sarılmaya, ellerimi tutmaya,
yanımda olmaya gelmelisin.
ulaşmalıyız hayal ettiğimiz ütopik aşka

12 Haziran 2013 Çarşamba

Alan

Farkına varmak için sorgulamak lazım
insan nereye nasıl bakacağını bilmeli
çalmadan söylermiş meğer benim sazım
anladım ki insan çalmasını da öğrenmeli

her gördüğü yeni bir olguda insan,
dallanır budaklanır bir ağaç misali
kimi fidan var kendini kavak sanan,
insan kendini doğru yerde görmeli

bir firari, avare tırmanırmış çatıların üzerine
her katta insanlar görmüş selam vermiş kimine
bazıları sohbet etmiş, çok şey katmış el verene
en sonunda çıkmış oturmuş çatının tepesine

tepeden bir bakmış geçip gördüğü onca şeye
o kadar çok şey görmüş ki geçtiği yerlerde
neredeyse içinde kayboluyormuş bizim avare
kendini öyle görmüş ki o çatının tepesinde
ondan daha çok gören yokmuş sanki ona göre

sonra avare farketmiş görmediği bir şeyi
farketmiş aslında bulunduğu yeri
görmüş arkasındaki daha büyük çatıları
saygıyla takdir etmiş tepelerindekileri

işte böyle dostlar insan kendini doğru bilmeli
nerede olduğunu aşağı değil yukarı bakıp görmeli
dönüp dolaşıp yine insan kendine bakmalı
kendine övgülerini insan kendine saklamalı

1 Haziran 2013 Cumartesi

30 mayıs 2013

Aslında sıradan bir gündü. Kem ve Onur'la Kadıköy'e gitmişiz. Moda sahiline oradan da yoğurtçu parkına geçtik. Orada basket oynayan birkaç çocukla maç yaptık. Çok keyifli maçtı ve çocuklar 31-8 kaybederek bitirdikleri maçın ardından, oynadığımız topu bize hediye ettiler. O topu hatıra olarak saklayacağım. Şu an evimin balkonunda. Aslında bu yazıyı da yıllar sonra okuyup hatırlamak için yazıyorum. Yüzümde bir gülümseme oluştursun diye..
  Mutlu hayatlar sevgili okurlarım

Yıl 2018: Top kayıp. Muhtemelen hangi top olduğunu hatırlamayıp, harap halini görünce çöpe attım. Anısı burada zaten. Ziyanı yok.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Soğukta Tahta İskeleye Oturmak

Her yeni doğan günde
Hayatım biraz daha çukura batıyor
Bugün merhabam yok kimseye
Zamanın keskin mızrakları her sabah,
saplanıyor bedenime... Uyan!
Ah çocukluğumun saf, masum anıları..
O günler geri gelmeyecek asla.
Geçen her metrede boka batan bu yolda
Artık hiçbir sabah günaydınım yok size
Tıpkı iyi gecelerim olmadığı gibi
Benliğimi geceler gizliyor sanardım.
Açığa veriyormuş halbuki...
Geceleri bu berbat yol ilerlemiyor sanki
Geceleri zaman durmuş, akmıyor gibi
Ruhum zırhı parçalanmış, kalkanı kırılmış,
kılıcı çarpışmaktan yorgun düşmüş
bir savaşçı gibi yere yığılmış, öylece kalmış
bir sonraki düşmanın işini bitireceğini
biliyor ve kahramanların,
kahramanlığın olmadığı evrende
son anlarını, anlamın olmadığını bildiği halde,
direnerek, anlam yüklemeye çalışarak,
son anlarında kendini avutmaya çalışıyor
birazdan ölecek olmasını görmezden gelip
gülmeye çalışıyor, inadına ölmeyecek gibi
yalandan olsa bile... Sanki sevilmiş gibi..

21 Mayıs 2013 Salı

Boşluk

  Merhaba, öncelikle çok değişik bir buhran içinde bulunduğum şu aralarda yazı yazmaya başladığım an kendimi bir nebze olsun rahatlamış hissettim sanki eğer yazılarımı okuyan biriyseniz yani beni az çok takip ediyorsanız bu muhtemelen bana verdiğiniz değerden veya sizde olan hatrımdandır ki bu da bu yazıyı da sonuna kadar okuyacağınız umuduna itiyor beni çünkü tamamiyle kendi hislerimi kendi sıkıntımı ve kendimi, size dökeceğim bir yazı olacak -ne uzattım ön sözü bee bi lafa giremedim- her neyse şu aralar ciddi anlamda her şeyden ve herkesten sıkıldım. tanıdığım insanlardan birileriyle takılmaktan sıkıldım yeni insanlarla tanışmakta istemiyorum yeni insanlardan sıkıldım sevgili muhabbetinden sıkıldım yalnızlıktan da sıkıldım bir şeylerle uğraşmamaktan boş durmaktan sıkıldım ama bir şeylerle uğraşmakta istemiyorum çünkü onlardan da sıkıldım yaşamaktan sıkıldım ama ölmekte istemiyorum ölmekten de sıkıldım sanki dedim ya her şeyden sıkıldım öylesine yaşıyorum bu sıkılma zirvesinin içinde bir de hayatımın içinde yaşamam gereken sıkıntılarda eklenince yoruluyorum yorulmaktan sıkıldım belki bunları okurken içinizi sıktım ve insanların içini sıkmaktan da sıkıldım. Ne yapacağımı bilmiyorum bu da ayrı bir sorun yine de bir nebze olsun rahatladım ve bana yazmaktan çekinmeyin her bir okurumu ayrı ayrı seviyorum vakit ayırdığınız ve bunları paylaştığınız için teşekkür ederim. Mutlu ve içinde minimum sıkıntı olan özellikle de anlamlandırabildiğiniz şeyler olan bir hayat diliyorum size